>HİNDİSTANIM – COCHIN KANAL GEZİSİ

 

23.11.08
Huzurlu ve sessiz kanal, zaman durmuş, ağaçlar hep su içinde. Bereketli Doğa Ana, seni selamlıyoruz.

Bizi bütün gün kol gücü ile yavaşça sessiz kanallarda kendi yaşamına konuk eden amca

Bazen karşımıza çıkan bir lotusu bazen bir kuşu bize gösterip anlatıyor…
Bir anda yağmur çiselemesi normal, gezimize neşe ve huzur katıyor yağmur.
Biliyoruz ki yağmur temizler, berekettir.
Yağmurun ardından açan güneş ise kuş cıvıltılarının yankıları ile bambaşka bir masal hissi yaratıyor. Burada doğa ananın bütün bu nimetlerini gördüğüm için şükrediyorum.
Alıntıdır :
zaman ve uzayın her tür kısıtlamalarını aşma gücüne sahip olan lotus, saflık ülkesinin çiçeği olmak gibi eşsiz bir fırsatı hak eder.
farklı budizm okulları lotusa farklı anlamlar atfederler. saflık ülkesi okulu için lotus cennetin simgesiyken, tiantai okulunun belli başlı sutralarından olan lotus sutra’da lotus, insanların aydınlanmayı yakalamasını sağlayacak “gizemli yasa”yı temsil eder.
en eski budist sutralardan birinde, lotus yapraklarının üstündeki çiğ damlacıkları ve lotus tohumları arzuyla kirlenmemiş hayatı ifade eder. lotus tohumunun içindeki besleyici beyaz özsuyu, “insanların budist doğasına” benzetilir. küçük lotus çanağı ve tohumular, insanın iç dünyası gibi geniş ve sınırsız kabul edilmiştir. tohumları taşıyan çanak insan ruhuna açılan kapı gibidir.
ekolojik özelliğinin yanında lotusu özel yapan bir diğer nokta, hindistan’da ortaya çıkan budizmin içindeki brahmanizm, hinduizm ve hint folklörünün etkileridir.
bir sutraya göre, cennetin kralı bin yapraklı altın bir lotusun üzerinde oturur. kuşkusuz bu sutra, bir lotus çiçeği üzerinde dünyaya gelen hindu yaratılış tanrısı brahman’dan etkilenmiştir.

budizm çin’e wei ve jin hanedanlıkları döneminde girmiştir. o zamana kadar yalnızca bir besin kaynağı olarak kabul edilen lotus, bir saflık simgesi ve pek çok şiirin konusu haline gelmiştir. bu kuşkusuz budistlerin “lotus gibi dünyadan uzak durmak” idealiyle ilintiliydi.

budizmde en yüksek ideal buda gibi olmaktır. kendini dünyasal kaygılardan kurtaran buda gibi, lotus pislikten çıkar, enfes çiçekler açar. aynı zamanda çin sanatında lotus, içinde bedenin ve ruhun temiz kaldığı başlı başına bir saf dünyadır. buna karşılık mahayana budizmi, lotusun yaylalarda değil de, pis bataklıklarda büyüdüğünü vurgular. kök ve çiçek, kirliliğin ve saflığın arasında farkın bulunmadığı bir’de kaynaşmıştır.

song hanedanlığından sonra, lotus simgesi halk kültürü tarafından da benimsendi. anonim halk sanatı eserlerinde, şişman bebekler ellerinde lotus yaprakları yada çiçekleriyle dans ederken resmedildi. bu halkın ardarda pek çok erkek çocuğa sahip olma umudunu yansıtıyordu. (çince “ardarda” anlamına gelen bir im, lotus anlamına gelen imle eşseslidir.) bu durum lotusun halk arasındaki anlamıyla, dinsel anlamını ayırmayı zorlaştırmıştır. örneğin, tang döneminde bir budist tanrı, elinde bir lotus çiçeği tutan ve gülen bir bebek olarak resmedilmiştir. evlenmemiş kadınlar için 7. ayın 7. günü düzenlenen bir festivalde, çocuklar şehrin sokaklarında dolaşarak onu canlandırırlar. bu tanrının, lotusun erkek çocuk doğurmaya yardımcı olduğu düşüncesiyle bir ilgisi olup olmadığını kestirmek güçtür. (sinelogi)

alıntıdır.

Gündelik yaşamlarına konuk olduğumuz insanlardan bir tanesi yanımızdan yavaşça süzülüyor…

Botun arkasında da öndeki kürekçiyi destekleyen birisi daha var. Yavaş bir kuğu gibi sessizliğin içinden akıyoruz biz de nehir gibi.

İşte öğlen yemeğimiz ”Thali”. Hindistanın ana yemeği Thali her bölgeye göre değişiklik gösterse de, ana fikir, tabağın ortasına konan sade ve buharda pişmiş pirinç, yanına da yöresel usüllerde pişirilmiş bol baharatla zenginleştirilmiş sebze yemekleri. Burada yerel olarak bu yaprakların üstünde elle yeniyor. Bittikçe yemeğiniz, tur rehberimiz yemek ekliyor. Fransız arkadaşlarımız acıyla pek de barışık değil. Bazı sebzeler çok baharatlı olsa da oldukça lezzetli, yanında pirinç ve su iyi gidiyor. Yemeğin üzerine pirinç pudingi, bizim sütlacın sulusu ikram ediliyor. Bu da oldukça lezzetli. Küçücük bir köy evinde güzel bir kadının bizim için pişirdiği bu yerel lezzetleri tadmak harika bir deneyimdi. Ardından botumuza binerek gezimizin ikinci kısmını da tamamlayıp, tekrardan aynı jip ile yorgun ve mayışık bir halde otelimize dönüyoruz. Bu huzurlu, biraz nemli ve sessiz gezi uykumuzu getirdi, tatlı bir sarhoşluk getirdi hepimize.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s